Pazar, 15 Şubat 2015 10:31

Bebek ve Doğum Gündemi

Yazan 

Yine uzun bir ara. Ama bu sefer geçerli bir mazeretim var. Başlıktan da tahmin edebileceğiniz üzere gündemim değişti. Blogun da kaçınılmaz olarak yeni bir gündemi olacak tabi ki, Mine'nin yeni hayatının yeni bir safhasına giriyoruz.

Blogu diğer içerikler için takip eden bayanları hayal kırıklığına uğratmak istemem. Bu yüzden mümkün mertebe dengeli içerik politikasına devam etmeye ve burayı bebeklere boğmamaya çalışacağım :D 

Şu an 3. ayım doldu çok şükür. Malesef daha önce mide problemim olduğu için, bulantısı olmayan veya sabah olup geçen bayanların aksine tüm gün bulantı çeken ve çıkaran şanssız gruptanım. Yayınlanmamış yorum veya cevaplanmamış mail varsa bundandır. Şu an halen bulantılarım ve enerji yoksunluğum devam ediyor ancak iyi olacak inşallah.

Hamileliğimi öğrendiğim zaman ilk aklıma gelen şeyi size söyleyeyim: ben normal-doğal doğum yapmak istiyorum. Blogtan hamileliğimi duyurmayı düşündüğüm ilk andan itibaren üstüne yazmak istediğim konu da bu. O yüzden duyuru ile doğum yazımı bekleyemeden birleşik yazmaya karar verdim.

Bu çok zor bir konu, ülkemizde mayın tarlası. Çünkü artık çoğumuzun çevresindeki bayanların %80-90'ı sezaryen ameliyatı oluyorlar. Kimseyi üzmek, pişman etmeye çalışmak, yargılamak gibi bir amacım yok. Büyük de konuşmamak lazım zaten, ben de pekala sezaryen olmak durumunda kalabilirim, kendimi bu ihtimali de kucaklamak konusunda uyarıyorum. Sezaryeni sıradan bir doğum seçeneği olarak görmesem de tabi ki kötü bir şey değil, insanı daha az anne de yapmaz. Önemli olan bebeğin ve annenin sağlığı. Bu yazıyı yazmaktaki amacım, bir sistemi, bir düzeni eleştirmek ve daha iyiye gitmesi için geçmişteki değil gelecekteki doğumları konuşmak.

Size şöyle söyleyeyim: annemin Alman olması dolayısı ile ailemin yarısı Alman. Doğumlar da maşallah ailemin iki tarafında da var. Alman tarafımda sezaryen ameliyatı olan kimseyi bilmiyorum, Türk tarafımda da "doğum" yapabilen 1-2 kişi tanıyorum. İşte beni düşündüren manzara bu.

Türk kadını artık doğum yapamayacağına inanmış ve inandırılmış durumda. Şimdi en çok karşımıza çıkan nedenleri konuşalım ve 3 aydır yoğun yaptığım, daha önce de rast geldiğim okumalarımdan çıkardığım naçizane sonuçları paylaşayım:

- Çatı darlığı. En sık belirtilen neden. Artık kadınlar şehirli oldukları için vücutları değişmiş ve bu yüzden doğum yapamazlarmış. Çatı darlığının bu kadar yaygın olması(?) beni şüpheye düşürüyor. Sezaryen oranlarının %5-15 arasında seyrettiği avrupalılar bizden çok daha uzun zamandır şehirli yaşam tarzında değiller mi? Türk kadını ne kadar ofiste de çalışsa yine de ev işini, temizliğini kendi yapan, eğilen, çömelen, uzanan vs. kadınlar. Kaçımız bütün gün topuklu ayakkabılar ile plazalarda çalışıp hiç ev işi yapmadan yaşıyoruz ki? %80'imiz mi? Kaldı ki kalçalar daraldı ise bebekler de pekala küçülmüş olabilir, bu sonuçta bebek-anne uyumu ile alakalı. Tamam çatı darlığı var, ama bu kadar mı yaygın?

- Bebeğin kakasını yutması. Tabi ki bir risk. Ama yalnış bilinen sezaryen için şart bir neden olmaması. İnternette pozitif doğum hikayelerinden onlarca okudum, yani başarılı gerçekleşen normal doğum öykülerinden, sanıyorum ki normal doğumların yarısına yakınında zaten su içinde kaka olması durumu oluyor çünkü çok sık karşılaştım. Bu durum bebeğin kalp atışının daha iyi kontrol edilmesini ve doğumun mümkün olduğunca kısaltılmasını gerektiriyor.

- Kordon dolanması. Yine önceki ile aynı, başarılı hikayelerin daha azında da olsa boynuna kordon dolanmış olarak normal ve sağlıklı doğum yapılabiliyor, ebenin ve doktorun becerisinin önem kazandığı bir durum ama doğumu imkansızlaştırmaz.

- İri bebek. Resmiyette ağırlığı 4500 gram olanlar için sezaryen öneriliyor. Benim Amerika'da normal doğum yapan bir akrabamın bebeği 5 kilograma yakın doğmuştu. Bir de bizde nasılsa iri bebek denenlerin büyük çoğunluğu 3 kilo küsür doğuyor. Ultrason azımsanmayacak bir sapma payına sahip, unutulmamalı. 

- Bebeğin ters veya yan olması. Bebeklerin azımsanamayacak bir kısmı son haftalara ters gelebiliyor. Bebeği döndürmek için yapılabilecek çok çeşitli yöntemler var ama ülkemizde uygulanmıyor, internetten araştırabilirsiniz. Ayrıca dönmesi için biraz süre tanımak gerekiyor, yani bebeğin 38. haftada alınmasına şartlanmış olmamak ve onu 41. haftaya kadar beklemek ile çoğu bebek doğru yerine geliyor.

Eveeeet, süreden bahsettiğime göre beni sezaryen ameliyatının yaygınlığına karşı olmaya iten sebepleri açıklayabilirim. Tabi ki en başta sezaryeni ikiye ayırmak gerekiyor. Birincisi planlı sezaryen. Yani gel senin çocuğunu hamileliğininin 38. haftasında şu gün şu saatte karnından alalım. İkincisi ise doğum anında karar verilen zorunlu sezaryen. Ben tabi ki ilkinden konuşuyorum. Ama ikincisinin de başınıza gerçekten zorunluluktan geldiğinden emin olmanız için doğum öncesinde almış olmanız gereken kararlar var, sonraki yazımda.

Bence planlı sezaryen ile ilgili en büyük problem zamanına bebeğin hazır olmasına göre kendisinin değil bizim karar veriyor olmamız. Bize hep normal bir doğum 38-42. haftalar arası olur denmez mi? Yani 4 haftalık bir zaman aralığı var. Peki neden biz tüm bebeklerimizi 38 bilemedin 39. haftada aldırıyoruz? Ya o bebeği bıraksan 42. haftada doğacaksa? O zaman hazır olacaksa? Sanırım sebebi plasentanın miyadının dolması riskine karşın geç olacağına erken olsun deniyor. Çünkü ultrason cihazları kiloda olduğu gibi burada da yanılabiliyor. Anne de tam adet başlangıcını hatırlamıyor olabiliyor. 

Ama bu arada biz doğumun süprizini, heyecanını, bilinmezliğini kaybediyoruz. Bu beni üzüyor. Elbette ki doğum her zaman mutlu bir olay, bir kavuşma, ama doğaya biraz kendimizi bırakınca, herşeyi bizim kontrol etmemiz yerine o bizi kontrol edince daha coşkulu yaşanmıyor mu?

İkinci mesele bebekle annenin ten tene temasının en iyi ihtimalle bir yanak dokunmasına indirgenmiş olması ve ilk yarım saat içindeki emzirmenin yapılamaması. Normal doğumlarda kaka yutması durumu haricinde çoğu zaman bebek hemen annenin kucağına veriliyor ve durumuna göre o sırada emzirebilen bile var. En azından göbek kordonu kesilene ve annede varsa dikişler atılana kadar bebek annede olabiliyor. Doğumun en güzel anı bu zaten. Sezaryende ise malum önce sizi dikmeleri gerekiyor ki bebeğinizi kucağınıza alabilesiniz. 

Üçüncü sevmediğim şey, sanırım planlı sezaryen düşünenlerin çoğu daha önce hiç ciddi dikişle sınanmamışlar, vücudumun orta yerinde hem derimi, hem yağlarımı, hem en güçlü kaslarımdan bazısını, hem de en önemlisi rahmimi kestirecek ve iç organlarımı sarsıntı ile rahatsız edecek olmam. Böylesine büyük bir dikiş hiç kolay değil. Doğum sırasında ağrı çekmiyor olabilir insan ama ah o hissizlik bile göze alınası değil. Benim alnımdaki dikişten sonra beni en deli eden şey, aylarca süren hissizlik oldu. Düşünün, bir yeriniz kaşınıyor ama kaşıdığınızı hissedemiyorsunuz. Dikiş emin olun az bir şey değil. Normal doğumda ihtimal dahilinde olan vajinadaki küçük ve çok daha az katmandaki dikişi bununla karşılaştırma gafletine düşmeyiz umarım, kıyas götürmez.

Bir de bence doğumda, daha sonra unutacağın, 1-2 saatlik yoğun acıyı yaşamamak için tam da bebeğinle ilgilenmen ve yeni hayatına alışman gereken bir dönemde haftalarca sürecek bir zaafiyeti göze almak kârlı bir alışveriş değil.

Dördüncü beğenmediğim şey anestezi. Anestezi ah bayıldım ne güzel sonra uyandım kadar basit bir şey değil. Özellikle genel anestezi bir koma riski demektir. Ben ne zaman bir tanıdığımız ameliyata girecek olsa en çok anesteziden korkarım. Sezaryen risksiz sanılıyor. Ama sezaryen bir ameliyattır. Bu konudaki çalışmaların çoğunda okuduğum genel yargı bir sezaryenin risklerinin normal doğumun 3 katı olduğu yönünde. 

Peki, bize söylenen nedenleri sıraladım. Sezaryenin böylesine yaygın olmasının asıl sebepleri ne? 

Normal doğum uzun ve psikolojik bir süreç. Bununla ben sadece doğum sancısı ve doğumu kast etmiyorum. Normal doğum yapabilmek için emek sarf etmek gerekiyor, hem doğumdan önce, hem de doğum sırasında. Bu emeği de hem anne adayının, hem de sağlık personelinin vermesi gerekiyor.

Sanırım şöyle, bir kadın normal doğurmak için ya kendini tamamen doğasına bırakabilecek kadar "bilinçsiz, korkusuz" olmalı, ya da sürecin nasıl geçeceğini bilecek ve buna hazırlık yapacak kadar bilinçli ve çalışkan. İlki hemen anlaşılabilir, doğum doğal bir süreçtir ve hayvanlar nasıl ki doğada tek başlarına doğurursa insan da gerekince öyle bile doğurabilir. İkinci gruba gelince, doğumdan önce nefes egzersizlerini bilmek, sizi sancılarda rahatlatacak pozisyonları ve hareketleri öğrenmek, doğumu zorlaştırmamak için kilo alımına dikkat etmek, son haftalarda bolca yürümeye hazırlıklı olmak vb. vb. birçok ödevi var.

Sağlık personelinin vereceği emeğe gelince. Birincisi tabi ki öncesindeki eğitim. İkincisi de doğum anında anneye hem psikolojik hem de fizyolojik olarak onun duygularını gözeterek yardımcı olmak ve bu yardımı süre olarak ne kadar gerekiyorsa o kadar, sancı ne zaman başladıysa o zaman yapmak, bazen haftasonu tatilinde, bazen gecenin köründe. Yani işleri kolaylaştıran otomatikleşme ve duyarsızlaşmanın tam tersine, daha insani ve "yavaş" bir hizmet sunmaları gerekiyor. Bu da doğum sürelerini uzatan ve belirginsizleştiren ve dolayısı ile doğum başı maliyeti aslında arttıran bir durum.

Sezaryen yaygınlığında sadece maliyet ile davranıldığını söyleyecek ve doktorları suçlayacak kadar tek taraflı değilim. Doktorlar da artık bir kıskacın içindeler. Bir tarafta, yarı-bilinçlenmiş bir hasta ve hasta çevresi; diğer tarafta profesyonel bir işletme halini almış hastanecilik anlayışı. Yarı bilinçlenmiş ne demek? Bilirsiniz, eskiden mesela öğretmenlere eti senin, kemiği benim derdi aileler. Doktorların da işlerine karışılmaz, yargılarına gözü kapalı güvenilirdi. Olumsuz durumlar kaderden sayılırdı. Şimdi ise dengesiz biçimde tam tersine bir eğilim var. Artık doktorların kontrolü dışında da komplikasyon olabileceği unutuldu, her şeyden onlar sorumlu tutulur oldu. En küçük aksilikte kendilerine dava açan bir hasta çevresi var artık. Hastaneler ise özellikle sürekli yenilemeleri gereken tıbbi cihazların korkunç maliyetleri bir yandan onları sıkıştırırken, taze ve hızlı gelir elde etmek zorundalar. Ayrıca adlarına kesinlikle leke gelmemesi gerekiyor. Bu yüzden de doktorlar yönetim tarafından sıkıştırılabiliyorlar. Böyle bir kıskacın içinde daha uzun süren ve daha fazla bilinmezliği -risk değil bilinmezlik- olan normal doğumu tercih edebilmek için gerçekten idealist olmak gerekiyor.

Ben bir Türk kadını olarak doğurabilme, en azından deneyebilme hakkımın bana geri verilmesini talep ediyorum, her anne adayının da bu haklarına sahip çıkmalarını yürekten diliyorum. Kendi adıma, inşallah, doğum yapabilmek için gerekli hazırlıkları, çalışmaları, ödevlerimi yapmaya çalışacağım. İnşallah planlı sezaryen olmam, beni normal doğuma teşvik edecek doktorlar seçtim hep zaten. Doğum başladıktan, bebek gelmek istiyorum dedikten sonra da herhangi öngöremediğim bir sebeple sezaryen ameliyatı olmak durumunda kalırsam da hem benim hem bebeğin canı sağolsun. O noktadan sonra da biliyorum ki moralini bozmak sütünün gelmemesine, bebeğinle bağlanma problemi yaşamana vb. sebep olabiliyor, inşallah onunla da sınanmam.

Bir sonraki yazımda doğumun nasıl bir süreç olduğundan, onu kolaylaştıracak yöntemlere dair yüzlerce bayanın paylaştığı tecrübelerinden derlediklerimi sunacağım.

Allah herkese sağlıklı, sıhhatli, hayırlı evlatlar nasip etsin, ister doğumla, ister sezaryenle, ister kendi kanından, ister emaneten. Amin.

Okunma 5729 defa

11 yorum

  • Yorum Linki Mine Pazartesi, 23 Şubat 2015 09:52 yazan Mine

    Öznur hanım merhaba,
    Doktor konusunda sıkıntı çekmek çok zor olsa gerek, inşallah herşey gönlünüzce olsun. Yapabileceğiniz en doğru şey sanırım nişan geldikten sonra bir kanamanız veya başka komplikasyon işareti olmadığı sürece hastaneye çok erken gitmemeye çalışmak. Açılmanız ilerlemiş olursa ve suyunuzda kaka da olmazsa inşallah normal doğumla sonuçlanacaktır.

    Derya merhaba, senden haber almak güzel. Öneriler için Allah razı olsun.

  • Yorum Linki derya sayed abdulaziz Cuma, 20 Şubat 2015 15:20 yazan derya sayed abdulaziz

    hayırlı ve rahat bir hamilelik diliyorum.sana bazı tavsiyelerim olucak nacizane:)1)helal ve temiz yemeye özen gösterilmeli
    2)kuran dinletilmeli ben her gece yatarken kuran kalemini karnıma koyup hatim yaptım,dinlettim
    3)kuran okudum sesli, en az bir hatim yapılmalı
    4)namaz kılmayı bırakmamalı zorlanıldığında oturarak kılınmalı
    5)şeker yüklemesi kesinlikle yaptırma
    6)son aylarda hurma ye
    7)yürüyüşlere çık
    8)bana doğuma kadar normal denildi çatıda gayet normaldi:)lakin son gün dedikleri gün geldiğinde 15 saat suni sancı aynı dozla hiç artırılmadan verildi ve 15 saat sonunda sezryana aldı.lokal anestezi yapıldı bebeğimi gördüm hemen emzirdim yarım saat sonra.
    9)eft yap dua et iyi bir doktor bul.doktorların performans denilen maaş artırma formulleri yüzünden sürekli ameliyat yapıyorlar.
    10)esmaları bol bol oku.kesinlikle olumsuz hamilelerle görüşme.doğum hikayeleri dinleme.
    11)Allahın izniyle normal doğumla sonuçlanır.

  • Yorum Linki öznur Çarşamba, 18 Şubat 2015 07:27 yazan öznur

    Merhaba, öncelikle hayırlı olsun Mine Hanım, ben de 18. haftasında bir gebeyim, çevresi tarafından takıntılı, abartan tipte görülen bir gebe :) Daha hamile kalmadan başladım doğal doğum hikayeleri, doğuma yardımcı kitaplar okumaya. Hypnobirthing' le başlayıp İçgüdüsel Doğum' la devam ettim. Sezaryan ihtimalini her zaman kafamda tutarak normal doğuma odaklandım. Ülkemizde gebeye yapılan "kurbanlık koyun" muamelesinden acaip korkmaktayım, başına ne geleceğini merak etmeyen gebelere de çok şaşırmaktayım. Bu ülkede saygılı bir doğum yapmak çok zor. Doktorumu seçerken çok araştırdım ama yaşadığım şehir itibariyle sadece normal doğuma karşı çıkmayan bir doktor bulabildim, daha fazlası değil. Artık ebeleri karnıma çöktürecek mi, süreci hızlandırmaya çalışacak mı şu an hiçbiri hakkında bilgim yok. Zamanla öğrenmeye çalışacağım ve isteğimi talep edeceğim, umarım "hayalperest" ve "moda akımdan etkilenmiş gebe" damgası yemem :) Tüm bunlarla birlikte aksi yorumları da okudukça kafam karışıyor. Normal doğumu destekleyenlerin istatistik oranlarını yanlış verdiğini okudum en son. Bu konuyla ilgili tüm kitaplar yanlış istatistik verdiyse büyük hayalkırıklığı. İlgili linki paylaşmak istedim ama bulamadım. Bir doktor tarafından kaleme alınmıştı. Bizler elimizden geleni yapalım, talep edelim, bakalım neler olacak? Yazılarınızı merakla bekleyeceğim.

  • Yorum Linki mine Salı, 17 Şubat 2015 19:17 yazan mine

    İpekcim selam, birlikte yaşıyoruz hayatı ne güzel değil mi :)

    Nurdan hanım, inşallah en kısa süre içinde hamilelik haberi alırsınız. Mümkün mertebe güzel yazılar yazacağım, işinize yarayacaktır.

    B hanım, gelecek yazımda ülkemizde normal doğum için bir yazı hazırladım. Özellikle istanbulda normal doğum aktivisti doktor ve onların ebe ekipleri var, merak etmeyin. Annelerden talep arttıkça giderek yayılacak da. Doktorunuz normal doğum aktivisti olunca kendine uygun hastanelerle çalışıyor ve kontrol onda oluyor. Size bir tüyo. Doktordan misal 2-3 hafta önce randevu almak istediğinizde size bu günün değişebileceğini, doğuma denk gelirse sizi arayacaklarını veya daha yakın tarihte aramanızı söylüyorsa orası normal doğum tercih eden bir yerdir, çünkü doğum tarihlerini kendileri belirlemiyordur.

  • Yorum Linki b. Salı, 17 Şubat 2015 19:00 yazan b.

    Hayırlı olsun saglıkla bereketle gelsin Mine Hanım. Kendim en azından henüz çocuk düşünmesem de, bu konulara taktım. çocuk yaparsam kesinlikle normal doğum istiyorum. Dediklerinize aynen katılmakla birlikte, belki ileride değineceksiniz ama, ebe eksikliği - çok emin değilim belki vardır doğum anında?- de ciddi bir sorun bence. Kadın doğum doktoru bir ebe değil bence, elbette profesyonel ama bir ebe değil. Eskiden ne çokmuş, beni annem hastanede doğurdu ama doğumu yaptıranlar ebeler zamanında :) Amerika'daki hastanelerde eski tarz diyebileceğimiz ama modern eğitimli ve mesleki titre'i ebe olan kişiler var ve normal doğum acaip teşvik ediliyor.. sırf bunun için bile orada doğurmak isterdim.

    Bir de diğer arkadaşın bahsettiği konu var ki doktoruna güvenmek durumunda kalmak. Şimdi hayal ediyorum ben ısrar ettim ille normal doğum diye, doktor da dedi yok risk var şu var bu var (son anda veya sorunsuz olsa da) nasıl emin olacagız? Hatta risk olmadan da öneri mahiyetinde daha iyi olur sezeryan dedi. Diyelim ki dinlemedim ısrar ettim nasıl bileceğiz ki gercekten risk yok, sonra mazallah bir şey olsa doktorun öne sürdüğü sebepten olmasa bile insan o pişmanlıgın süphenin altında cok ezilir. Kendini yer sezeryan olsaydım bunlar olmayacaktı diye. Yani en büyük korkum, güvenilir doktor bulamamak. Çünkü o son anda ben şahsen risk alamam ve doktoru dinlerim sanıyorum. Öyle bir doktor bulsam ki normal doğum aktivisti filan olsa keşke, hastaneyi filan sallamasa :) Ama herşey o kadar ticari ki, basit bir tetsi isterken bile acaba gercekten gerekli mi diye insan ister istemez işkilleniyor çünkü toplumca bir paranoya var üzerimizde bir çok konuda. Eh zamanında sütten de agzımız yandıgı için insanlara da kızamıyorum ki.

  • Yorum Linki Nurdan Salı, 17 Şubat 2015 12:59 yazan Nurdan

    Merhaba Mine hanım Allah tamamına erdirsin, sağlıklı sıhhatli kucağınıza almayı nasip etsin :) çok sevindim ve bu günlerde bebek düşünen biri olarak yazınızı bir solukta okudum. İnşallah herşey yolunda gider ve istediğiniz gibi normal bir doğum olur :) Darısı başıma

  • Yorum Linki ipek Salı, 17 Şubat 2015 11:52 yazan ipek

    Minecim bu güzel habere çok sevindim. Rabbim sağlıkla kucağına almayı nasib etsin bebeğini.. :)

  • Yorum Linki Mine Salı, 17 Şubat 2015 11:27 yazan Mine

    Selime hanım, Yakınlığınız için çok teşekkür ederim, dualarınız için de.

    Serap hanım, bebeğinizin tatlılığı size keşkelerinizi unuttursun inşallah. Sizin gibi hikayesi olan o kadar çok bayan var ki...Yalnız unutmayın, tekrar hamile kalırsanız sezaryen sonrası normal doğum da yaptırabilirsiniz, giderek daha çok yayılan bir uygulama, ssvd olarak araştırabilirsiniz.

    Serpil hanım nasıl güzel tesadüfler bunlar :) Allah ikimizi ve tüm gebeleri tamamına erdirsin. Selamımı iletin.

  • Yorum Linki Serpil Gündü Salı, 17 Şubat 2015 10:56 yazan Serpil Gündü

    Gelinim '87 doğumlu, o da 3,5 aylık hamile ve de adı Mine :))

  • Yorum Linki Serap Salı, 17 Şubat 2015 10:03 yazan Serap

    Ahhh yazdığınız herşeye sonuna kadar katılıyorum.. Ve hamileliğim boyunca söylediğim şey Allah un izniyle normal doğal doğum olsundu..ve fakat zaman gelip çattığında aylarca güvendiğiniz dokuorunuza son karar aşamadında da güvenmek zorunda olduğunuz.. Hala içim sızlar biri normal doğum yaptım dediğinde.. 37.haftamda kontrol için gittiğimde bebeğin sıvısının çok azaldığını bi gün yatış verip serum takviyesi yspacağını söyledi doktorum ve sonuç değişmezse bebeği alabiliriz dedi.. Öylesine üzüldümki ama yok dedim sıvımı dengelenecek ve ben evime döneceğim iki hafta sonra zamanında normal bir şekişdr doğacak kızım dEdim.. Bu inanca öyle bi sarılmışımki sezeryan ihtimaline hiç hazırlamamışım kendimi.. İki gÜn serum takviyesi aldım ve sonuç maalesef değişmedi.. Ağlayarak girdim doğuma, büyük bir korkuyla.. Allah razı olsun doktorum ve ameliyat ekibim korkumu azaltıp sakinşeştirdiler.. Şükürler olsun rabbime kızımı sağ salim aldım kucağıma, odaya iner inmez aldım kucağıma hiç bırakmadım kucağımdan dediğiniz gibi benek anne teması az olması psikolojisiyle.. Hala bi şüphem var, gerçekten sıvım azmıydı., ama doktora güvenmekten başka çaremiz yok ki.. Allah korkusı olan biri, bir kasıt varsa onun boynuna artık.. Diyorum ya hala içim cız eder normal doğumu duyduğumda, çok istedim ama olmadı.. Rabbim sizinle olsun ve herşey yolunda gitsin, normal bir dopum olsun sizinki inşallah.. Ben öyle herşeye yorum yapan biri de değilimdir aslında fakat bu konu zayıf noktam, duygularımı hislerimi paylaşmak istedim.. Şükür ki kızım dört aylık oldu ve çok sağlıklı...en güzel teselli... Allah a emenet olunuZ.. Sağlıkla kucağınıza alınız yavrunuzu.. Her ne şekilde olursa olsun annelik muteşem bir duygu...

Yorum Ekle

Lütfen (*) ile işaretlenmiş olan gerekli alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olunuz. Temel HTML kodlarını kullanabilirsiniz.