Salı, 30 Aralık 2014 06:35

Neden Kiloluyuz?

Yazan 

Tamam, belki bu yazıyı okuyan arkadaşım sen, ya da yazan ben -henüz- kilolu değiliz. Ancak başlık vurucu olsun istedim. Zira önemli bir konu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2013 verilerine göre 30 yaş üzeri kadınların yüzde 75’i aşırı kilolu veya obezmiş.

Aslında istatistiğe gerek yok. Sokağa çıktığımızda, misal bir hastaneye gittiğimizde özellikle biz gençlerin teyze dediği yaş grubunun malesef kilo ve onun getirdiği sağlık sorunlarından muzdarip olduğunu çokça görüyoruz. Ben kilonun görüntü kısmında değilim. Mesele toplum olarak kendimizi çok erken yaşlandırmamız ve güçten düşürmemiz. Bunun sorumlusu olarak da bir numarada kiloyu görüyorum. Şeker hastalarını veya hormon bozukluğu olanları dışta tutuyorum.

Kendimce farklı toplulukların yaşayışları ile bazı farklılıklarımızı vurgulamak istiyorum. Biz sadece kendimiz gibi yaşayan insanları gördüysek yaptığımız herşey bize normal gelebiliyor ve düzeltilebilecek şeyleri bile fark etmiyoruz.

Ekmek

Türk insanı kadar ekmek yiyen başka bir toplum var mı bilmiyorum. Ben Avrupa'da görmedim, belki Almanlar akşam yemeğinde kahvaltılık yediği için yakındır. Uzak Doğu'da yanlış bilmiyorsam zaten bizdeki gibi bir ekmek ürünü yok, Çin lokantasına gidenlerde espri konusu olur mesela.

Ekmekle ilgili bizim problemimiz ekmek yemeden doymadığımıza psikolojik olarak inanmış olmamız, ayrıca damak tadımızı ekmeğin yemeklerin tadını yumuşattığı şekline alıştırmış olmamız. Yani şunu demek istiyorum, kaç Türk bir peyniri yanında ekmek olmadan tadı ağır gelmeyerek yiyebilir? Kaç sebze yemeğini yiyebilir, çorba içebilir mi? Kendimizi ekmeğe bağımlı hale getirmişiz.

Ekmeği Dilimlememek

Ekmekle ilgili ikinci bir mesele, dilimlemeden yemenin özellikle Anadolu'da çok yaygın olması. Bu neden zararlı? Daha çok yiyor ve farkında olmuyoruz. Diyet yapanlar bilirler, aslında diyet tamamen ne yediğini takip etmekle alakalıdır. Dilimlememek de işte bunun tam tersidir. Fark etmeden koca bir ekmeği bitirirsin de ruhun duymaz. 

Çözüm ne? Birincisi, çok daha zor yenen ve tadı daha belirgin olan siyah ekmek türüne kendinizi zorlayıp geçmek. İnanın oluyor. Ben ki beyaz ekmek dışında hiçbir ekmeği sevmezdim ama alıştım. Siyah ekmeğe geçtiğinizde kesinlikle daha az yiyorsunuz ekmeği. Dolayısı ile aslında ekonomik olarak da aynıya geliyor. Bir de yapabiliyorsanız sofraya belli dilimde ekmek getirin ve herkesin bu kadar ekmeği kaldığını, katıkları ona göre yemesini söyleyin.

Çay Saati

İşte teyze kiloluluğunun asıl sebebi, kadınların baş düşmanı. Mutfak becerilerini sergilemek üzerine girişilen hamurişi yarışı. Kilo konusunda aslında formül çok basit: unlu mamül yemeyeceksin, meyve-sebze-et-süt ürününden istediğin kadar ye. Peki bu çay saatlerinde ne var? Neredeyse sadece hamurişi. Hiçbir yararı olmayan, zararı olan şeyleri karşındaki alınmasın diye saatlerce yiyorsun. Üstüne de dedikodu yapıyorsun.Çalışan neslin annelerine göre daha zayıf olmalarının birincil sebebi iş hayatına atıldıkları için bu hamurişi etkinliklerine katılamıyor olması sanıyorum ki. 

Çözüm ne? Tamam, misafir güzel şey. İnsanlar görüşsün. İkramların hamurişinden çıkıp alternatif şeylere dönmesi şart. En azından tamamen şeker ve undan oluşan şeyler yerine biraz yeşillik ve peynirli formüller olabilir, kısır gibi yiyecekler de daha iyi. Yapamıyorsanız akşam yemeğine misafir alın. Akşam yemeklerimiz çok daha sağlıklı.

Yemek Yerken İçecek İçmemek

Anadolu'da bir yemek yerken sofraya bardak konulduğunu az gördüm. Yemek yerken boğazından geçsin diye su içen çocuğa "yemek yerken su içip mideni suyla doldurma" dendiğini de duydum. İçecek, yemeğin sonunda içilirse içiliyor. Oysa ki bizim bir sünnetimiz var değil mi, midenin üçte birini yemek, üçte birini su, içte birini de boşluk için ayırmak diye. Peki su içmiyorsak, doymadan kalkmadığımız da kesin, ne yapıyoruz biz?

Çözüm basit. Zaten boğazımızdan geçmesi için bir içecek olması güzel şey. Sofra kurarken bardağı, sofrada su sürahisini eksik etmeyelim, içecekleri yemek başlamadan servis edelim, el altında bulunsun. İçecek olarak gazlı-şekerli olanlardan mümkün mertebe uzak durmalı, su en sağlıklısı, mesela ayran da. İlla tatlı-gazlı isteniyorsa soda ile şeker ilavesiz mevye sularını 2ye 1 oranında karıştırmak çok güzel bir seçenek.

Araba Düşkünlüğü

Ne kadar araba düşkünü bir toplum olduğumuzu ancak başka toplumlarda yürüme, bisiklet, scooter gibi alternatif yolların ne kadar yaygın olduğunu gördüğümüzde anlayabiliriz. Türkiye'de araba şart gibi algılanıyor, ama bu bir algı, bir alışkanlık ve aslında kendini sınırlamadan başka bir şey değil. Tabi ki ilk bahanemiz olarak çocuklar geliyor. Peki insanlar Avrupa'da neden çocukları ile cümbür cemaat her havada bisiklete binebiliyorlar? Evet, biniyorlar. Gurbetçi arkadaşlarım o bisikletlerin arkasında yanakları al al olmuş Hollandalı bebekleri onaylayacaklardır.

Hadi bisiklette güvenlik meselesi var, şoförlerimiz malum. Biz yürümüyoruz da. Gerçi bunda yollar ve kaldırımların berbat olmasının da payı var. Bebek arabasıyla çıksan 2mt gidemiyorsundur. Peki ama biz bahane bulursak, devlet de insanlar nasılsa yürümüyor diye bu işlerin üzerine düşmezse, ne olacak bunun çözümü? Burada bir kısır döngü var, ama bu kısır döngüyü kırmamız gerekiyor. Ben şahsen karşıdan beklemek yerine bireyin kendi üzerine düşeni yapması taraftarıyım.

Çözüm? "Yürünebilecek mesafe" algımızda oynama yapmalıyız. Yalnız veya eşinle bir yere gidecekken yetişkinler olarak 30-45dk yorulmadan yürüyebiliriz. Biz mesela Göztepe SSK yakındaki evimizden Kalamış'taki babanneme veya acelemiz yoksa Nautilus'taki sinemaya, bazen Kadıköy merkeze yürüyoruz. Haftada birkaç akşam yakındaki parka yürüyüşe gidilmeli.

Çocuklu ailelere mutlaka hafif, şu katlanan basit bebek arabalarından da almayı öneriyorum, büyük arabalar insanı canından bezdirebilir gibi duruyor, gözlemliyorum. Bir de Avrupa'da çok gördüğüm, bizde pek görmediğim mesele, küçük bebekler için kanguru askılar. Hareketleri çok daha özgür kılıyor. 

Hamilelik Kiloları

Özellikle gelinlik provalarında kayınvalidelerin çokça kurduğu cümle. "Ay ben kızken senin gibi böyle çıta gibiydim guzuuuuum" Peki sonra ne oluyor? Başka toplumlar çocuk doğurmuyor mu? İnsan elbette ki hamile kalınca kilo alır, almalı da. Ama ne kadar almalı, mesele o. Artık eskide kalan inanışa göre kadın ne kadar kilo alırsa bebeğin o kadar iyi beslendiği sanılırmış. Ancak artık görülüyor ki alakası yok. Önemli olan organik ve çeşitli beslenmek. Yoksa yiyelim hamurişini en sağlıklı bebek bizimki olsun.

Çözüm, yine aynı aslında. Meyve-sebze, süt ürünleri, bakliyat, et yiyeceksin, hamurişi fazla yemeyeceksin. Yararlı olanlardan istediğin kadar ye. Sebze çorbası yap 3 kase iç. Zaten hamurişi şeker demek. Şekerin de her gün kanserle daha fazla ilişkisi çıkıyor ortaya. 12 kiloya kadar alınabilirmiş. O kiloya kadarkilerin zaten 5-6 kilosu doğumla gidiyormuş, gerisi de emzirme ile. Biraz da yürüyüş ekle. Bir yıla eski sen.

Genel Bir Öneri

Kilo vermek istiyorsanız artık herkeste olan şu akıllı telefonlarda bazı uygulamalar var. Bizim ablamdan öğrendiğimiz, ücretsiz bir uygulama olan Fat Secret. Yaptığınız şey her gün yediğiniz şeylerin ve yaptığınız tüm faaliyetlerin listesini girmek. O da size diyet takviminde kaç kalori alıp/verdiğinizi gösterecek. Tam doğru bir sayı vermek doğru değil ama 7000 kalorinin bir kiloya tekabül ettiğini söylüyorlar.

Ne yaptığınızı yazmak çözüm bulmanın birinci şartı. Teşhis konursa çözüm bulunur. Bir de unutmayalım, mide büyüyen ve küçülen bir şey. Biz onu ne kadar esnetirsek o kadar büyür, az yeme iradesini gösterip alışınca da daha çabuk doyulur.

Herkesin istediği kiloda sağlıkla yaşlanmasını diliyorum.

Sevgiler.

Okunma 2294 defa

1 yorum

  • Yorum Linki özlem Salı, 03 Şubat 2015 13:52 yazan özlem

    ben neden kilolu olduğumu nasıl vereceğimi de biliyorum ama işte irade yok ye babam ye yat babam yat :)

Yorum Ekle

Lütfen (*) ile işaretlenmiş olan gerekli alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olunuz. Temel HTML kodlarını kullanabilirsiniz.